BİLİM VE İNSAN
İnsan yaratılmışların en güzeli, en mükemmeli, akıl ve iradeye sahip tek varlık. Akıl ve iradesiyle bütün canlılara hatta doğaya hükmetmekte. Bu hükmediş ilkel topluluklardan günümüze kadar gelen bilginin ve bu bilginin pratiğe ve tekniğe uygulanması ile elde edilmiştir.
Bilim’in birçok tarifi yapılmış ve yapılmakta.Bilimi; insanın neden, niçin, nasıl sorularına karşılık cevap bulma arayışı ile akli, gözlem ve deneylere dayanılarak kesinliği kabul edilmiş bilgi olarak tanımlayabiliriz.
Bertrand Russell’e göre Bilim; “Gözlem yoluyla ve bu gözlem üzerine kurulmuş akıl yürütme ile önce dünyayla ilgili belirli olguları, sonra da bu olguları birbirine bağlayan yasaları bulgulama ve (talihli durumlarda) geleceğin önceden kestirilmesini olanaklı kılma girişimidir.”
Cemal Yıldırım “Bilimin Öncüleri” adlı eserinde Bilim’i; “Doğayı özellikle doğaya ilişkin kuram ya da beklentilerimizi sürekli sorgulama işi” olarak tarif etmiştir.
Bilim, bütün insanlık tarihinin ortak mirası ve ortak bilgi hazinesidir. Gelmiş geçmiş bütün insan topluluklarının, medeniyetlerin Bilim’e az çok katkısı olmuş ve olmaya devam etmektedir.
Bilimsel bilginin ilk kullanıldığı yerler Fırat –Dicle- Nil ve İndus nehirleri yakınlarında kurulu medeniyetlerde başlamıştır. Özellikle Mezopotamya’da kurulan Sümerler ve Nil Vadisi’ne kurulan Mısırlılar Bilim’in öncülüğünü yapmışlardır. Günümüz takviminin ilk örneğini Geometri Bilimi’ni ilk kullananlar ve gök bilimleri ile ilgili ilk çalışmaları bu medeniyetler yapmıştır.
Bilimsel gelişimin Antikçağ’dan günümüze serüvenini ana hatlarıyla çizmeye çalışacağız. Takdir edersiniz ki, bu konuyu birkaç sayfaya sığdırmak mümkün değildir. Bu nedenle konu iki bölüm halinde yayınlanacaktır. Bu sayımızda Antikçağdan 18.yy’a kadar olan bilimsel gelişimin macerası anlatılacaktır.
Bilimin gerçek inkişafı Antikçağ’da gerçekleşmiştir. M.Ö 8.-M.S. 5. yüzyıllarını içine alan Antikçağ Yunan ve Roma medeniyetlerini içine alır. Yunanlılar Matematik’te, Geometri’de, Fizik’te, Tıp’ta, Siyaset Bilimi’nde ve özellikle Felsefe’de o kadar büyük ilerlemeler kaydetmişlerdir ki bırakın ondan sonraki yüzyılları günümüz düşünce hayatında bile etkili olmaya devam etmektedir.
Antikçağdaki bu bilimsel gelişimin arkasında insanı, doğayı topyekûn varlığı inceleyen araştıran ve sorgulayan kısaca düşünce sorunlarıyla uğraşan “filozoflar” vardır. Tarihte bilinen ilk filozof “Miletli Thales”dir. Thales’le birlikte Anaksimandros, Anaksimenes, Herakleitos aynı dönemde (M.Ö.5.yy) yaşamış filozoflardır. Bu filozoflar İyonya Okulu’nun temsilcileridir de. Ayrıca “İlk neden nedir?” sorusunu bu filozoflar sormuştur.
Demokritüs; maddenin “atomlardan” meydana geldiğini söylüyor. Herakleitus ise her şeyin değiştiğini ve ancak karşıtların kavgasından doğduğunu söyleyerek Hegel ve Marx’da şekillenecek “Diyalektik”in varlığını ortaya koyuyordu. Sokrates, retorik sanatının en yetkin filozoflarından… Felsefesi iyilik ve güzellik üzerine kurulu ve öğrencisi Platon’un düşünce hayatında etkin insan. Platon bugünkü anlamda idealist felsefenin kurucusu. Aristoteles; yüzünü “duyular dünyasına”çevirmiş gerçek bilim adamının ilk örneği.Pythagoras, evreni matematiksel bir uyum olarak görüyor. Arşimet ise hamamda suyun kaldırma kuvvetini buluyor ve sevinçten ne yaptığını bilmiyor.Evet bu ve adını sayamadığımız daha birçok bilim adamı ve filozof antikçağın bilim temsilcileridir.
Antikçağda bilim ile ilgili bu kadar gelişme olmuşken neden teknik alanda bir gelişme yaşanmamıştır sorusu akla gelebilir.Düşünce tarihçileri bu soruya karşılık verdikleri cevap; “yunan medeniyetinde üretimin kölelerce gerçekleştirilmesi”olarak gösterilmiştir.
M.S.395 Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesiyle birlikte Batı uygarlığı her alanda bir çöküş, bir çözülüş ve bir kaos yaşamış bunun sonucunda -Tarihçilerin ifadesiyle-Batı ‘Ortaçağ’ karanlığına sürüklenmiştir.Bu dönem batı için açlığın,sefaletin,hastalıkların,sa-vaşların kısaca “İnsanlık trajedisinin” yaşandığı bir çağdır.Ortaçağ (4.yy -15.yy)‘ da toplumsal hayattaki bu çöküş bilimde de,sanatta da edebiyatta da kendini göstermiş ve Antikçağın yakaladığı o parlak dönemin devamı bir yana onun gerisine düşülmüştür.
Bertrand Russell’ın “Din ve Bilim” adlı eseri Ortaçağ karanlığındaki batı toplumu anlayışının ne kadar geri ne kadar bağnaz ne kadar gaddar ve acımasız olduğu örneklerle çok güzel açıklanmıştır.
Batı toplumunda 4.yy’dan itibaren başlayan çöküşün aksine yayılmakta olan “Hıristiyan Dini” ve onun yayıcıları eli ile kurulan kilise;İşsizin,aşsızın,kimsesizin barınağı
ve umudu olmuş, toplumsal dinamiklerini kaybeden Batının yeniden inşasında mimarı olmuş desek yanlış olmaz herhalde. Cemil Meriç “Mağaradakiler” adlı eserinde bu konu ile ilgili olarak;“Rahip Latince’ yi Hıristiyan edebiyatını ve din bilimini,eski çağ edebiyatı ilimlerinin bir kısmını mimariyi,heykeli,resmi ibadete yardımcı irfetleri insana ekmek, yiyecek, mesken sağlayan daha değerli sanatları yağmacı ve tembel barbarın serseri mizacına ters düşen ve beşeri fetihlerin en mühimi olan çalışma zevkini ve alışkanlığını…”kiliselerde kazandırıldığını söylemektedir.
Batı toplumundaki kilisenin olumlu etkisi 13.yy’a kadar sürmüştür.13.yy’dan sonra ise kendi güç ve iktidarı için insanları sömürmeye başlamıştır. O kadar büyük bir güce ulaşmıştır ki servetin üçte ikisi toprakların üçte biri ve gelirin yarısını kullanır olmuştur.Bilimin, sanatın ve edebiyatın gelişmesine engel olmuş, toplumu kendi anlayış ve kuralları ile belli bir kalıba sokma isteği ise her alanda ki gerilemenin sebebi olmuştur.
Ortaçağda Batı toplumu karanlık bir dönem yaşarken Doğu her yönüyle aydınlık bir dönem yaşamakta idi. Özellikle İslam Dininin yayılması ile birlikte Doğudaki toplumsal hayatın her alanında büyük bir gelişim ve değişim yaşanmıştır.İslam medeniyetlerinde 7.yy dan 13 yy kadar olan süreç de birçok Medrese, Rasathane, Hastane ve Kütüphane yapılmış, bilimle uğraşan insanlara destek olunmuştur.
Bu dönemde, Farabi,İbn’i Sina,Harezmi,El Cebir,Gazali,Mevlana,Ömer Hayyam…vs. adını zikretmediğimiz birçok düşünür ve bilim adamı ortaya çıkmıştır.İslam coğrafyasında Antikçağ Yunan ve Roma düşünürlerinin görüşleri ve eserlerinin çevirileri yapılmış mazisini unutmuş batının tekrar bu eserlerle tanışmasına vesile olunmuştur.
Doğunun zenginliği ve ihtişamı 12.yy’a kadar sürmüş, özellikle haçlı seferleri ile (11.ay’dan 13’yy kadar dört haçlı seferi düzenlenmiştir.) Asya steplerinden gelen ve tamamıyla yağmalama ve yıkma politikası güden Moğol istilası İslam coğrafyasındaki medeniyetlerin çöküşüne zemin hazırlamıştır. Bu seferlere maruz kalan birçok ilim şehrindeki medreseler ve kütüphaneler yakılıp yıkılmıştır. Ayrıca İslam coğrafyasında pozitif ilimlerdeki gerilemenin sebebi olarak yaşadığı dönemin en önemli düşünürü Gazali gösterilmiştir. Gazalinin kendisini tasavvuf’a vermesi ve diğer ilimlerin boş olduğunu ima etmesi İslam düşünce hayatının gelişmesine ket vurmuştur.
Batı toplumu 15.yy.da bilimde, sanatta edebiyatta büyük bir gelişme yaşamış(Rönesans) feodalite yıkılmış ve kilisenin etkisi (Reform) kırılmıştır. Rönesansı doğuran-Doğudan Batıya gelen- üç önemli icat vardır:
1-Barut
2-Pusula
3-Kağıt ve Matbaa
Barut ve onun türevi toplar derebeyliği ortadan kaldırmış. Pusula, coğrafi keşiflerin yapılmasına imkân tanımış. Kâğıt ve Matbaa ile okuma ve yazma bir imtiyaz olmaktan çıkmış İncil ve diğer kitaplar basılıp halkça okunarak kilisenin tekeli kırılmıştır.
Ortaçağdaki skolastik düşünceden kurtulmuş Batının XVI. ve XVII.’ yy’ da ki ürettiği bilim adamı sayısı o kadar muazzamdır ki, sanki geçmiş dönemlerin acısı çıkarılmıştır.Bu bilim adamlarının her biri alanlarında büyük bir dehadır: F. Bacon,Kopernik, Galileo, J.Kepler, R.Boyle, C.Huygens, Isaac Newton…vb.
Alexandre Koyre “Bilim Tarihi Yazıları” adlı eserinde skolâstik düşüncenin karşısında çağcıl düşüncenin insan aklının ve deneyin “Bacon”la başladığını söylemektedir.
Rönesans ve Reform hareketlerinin bilim alanındaki etkisi 16.yy’dan itibaren görülmeye başlanmıştır. Polonyalı gökbilimci Nicolaus Copernicus(Kopernik) Ortaçağ boyunca Ptolemaios(Batlamyus)’un Dünya merkezli sistemini alaşağı ederek, sistemin merkezine Güneşi (Güneş merkezli sistemi ilk öne süren Helenistik dönemde yaşamış astronom Aristarkus’tur.) oturtturmuştur. Danimarkalı bilim adamı Tycho Brahe’nin dakik gözlemlerini kullanan öğrencisi Cohannes Kepler ise Gezegenlerin Güneş etrafında dairesel değil de,eliptik bir yörüngede hareket ettiğini bulmuştur.
Galileo Galilei 16.yy’ın en parlak bilim adamıdır. Fiziği ve Matematiği deneye ilk uygulayanlardan olmuştur.Aristo’dan beri gelen yüksekten atılan bir cismin ağırlığı ile orantılı bir şekilde ivme kazanacağı düşüncesi Galileo’da son bulmuş,bütün cisimlerin eşit ivme ile düşeceğini “Pisa” kulesinde yaptığı deneyler’le(Her ne kadar Alexandre Koyre,Galileo’nun
Pisa kulesinde deney yaptığının safsata olduğunu söylese de) ispat etmiştir. Ayrıca Galileo “Teleskopun” mucididir de.
Newton, XVII yy’ ın en önemli bilim adamıdır.Evrendeki kütlesel çekimi yasalaştıran ışığın tanecikle hareket ettiği fikrini ortaya atan, Matematikteki “İntegral” hesaplama yöntemini bulan ve Optik bilimindeki(renk ve ışık üzerine)çalışmaları ile çok yönlü bir bilim adamıdır.Newton “Princigia”adlı eserini yayınladıktan sonra o kadar ünlenir ki tanınmış bir Matematikçi “Acaba onunda bizler gibi yeme,içme ve uyuma türünde günlük gereksinimleri var mıdır?” sorusunu sorma ihtiyacını duymuştur.Bir nevi insan üstü bir varlık olarak görülmüştür.
XVII yy.da ki bilim adamları iki düşünce alanında öbeklenmekte idi:
1-Doğaya geometrik bir anlayışla bakan Evren’in Matematiksel bir düzenle işlediğini söyleyen Platon’cu ve Pythagoras’cı anlayış
2-Doğayı muazzam, mükemmel ve kusursuz çalışan bir makine olarak kabul eden Descartes ve Gilbert’ in öncülüğündeki “mekanikçi” düşünce.
Antikçağdan 18.yy kadar olan bilimsel gelişim-ne kadar yavan olsa da-anlatılmaya çalışılmıştır. Dergimizin bir sonraki sayısında ve yazımızın 2.bölümünde buluşmak üzere…
Kaynakça
1-Alexandre KOYRE “Bilim Tarihi Yazıları” TÜBİTAK
2-Cemal YILDIRIM “Bilimin Öncüleri” TÜBİTAK
3-Adrian BERY “Bilimin Arka Yüzü” TÜBİTAK
4-Richard S.WESTFALL “Modern Bilimin Oluşumu” TÜBİTAK
5-Rom HERRE “Büyük Bilimsel Deneyler” TÜBİTAK
6-Bertrand RUSSEL “Sorgulayan Deneyler” TÜBİTAK
7-Bertrand RUSSEL “Din ve Bilim” Cem Yayınevi
8-Cemil MERİC “Mağaradakiler” İletişim Yayınları
9-Orhan HANÇERLİOĞLU “Düşünce Tarihi” Remzi Kitabevi
Cafer ŞAHİN